AMA

“Kulaklarımı daha ne kadar tıkayabilirim” i çok duydum şu sıralar içimde.. en içimde…

Peki neler oluyordu..

İsimler,bedenler,hayaller,sırlar,yalanlar,zulümler, mutluluk kırıntıları ve hüzünün gözyaşları.. daha çoğu açıklanmaya hazır bu başlıklar birbirini kovalarken ne anlatıyorlardı birbirlerine?

Önce sağır olan birine dayatılan kelime şovundan başlayalım;

Özellikle en savunmasız anlarımızda birinin beynimize bi hatırlatıcı yerleştirmesine izin veriyoruz

Ve bu bize geçmişi hatırlatıyor şimdi ki zamanı söylendiriyor gelecek için ise umutla karışık ümitsizliğe sürüklüyor.

Ya biz tüm bu hatırlamalara kulağımızı tıkladığımız an ışığın keşfindeysek ve tüm o sıradanlığıyla bize bağıran dış ses bu ışığı söndürüyorsa;

Evet.. Işığı söndürürler, aşağı çekme arzularının, iyi niyetli olduğunu söyleyerek ört pas ederler hatta.

AMA;

Bahsettiğim hatırlatıcıyı,dış sesleri ve başlıkları dinlemek,kurmak,oynamak ve hissetmek istemiyorsanız  ufacık olsa da bi direniş varsa karanlık tarafa,

Işığa çok yaklaştınız demek!!!!

?

Sanmalı mı acaba,

Yoksa çok mu emin.

İnanmalı mı?

Yoksa ikna etmeye çalışırken çürüyen nefeslerde boğulmak mı?

Ağlamak mı?

Tüm çabayla gülmeye itmek mi kendini?

Her şeyi omuzlarına alıp yükledin ya hani

O noktada karıştın işte.

Beklemeliydi soruların yanıtlarını ,

İstediklerini,doğru bildiklerini.

Evet…

Sadece beklemek.

Kendine

Savrulduğunda yaşamın ta ortasına,

Kaçmak mübahmıdır ağzından beklemediklerin dökülürken,

Korkutucu olmaz mıydı,

Söküp atarken umudunu,

Acıtmaz mı yürürken mesela,

Çakıl taşlı keskin yollar.

Gülümser yine de

Gülümsüyor çünkü ona öğretileni uyguluyor.

Gülümsüyor çünkü sakinliği arıyor,umuda göz kırpıyor,yarınıyla savaşıyor,

Kader diye geçiştirdiği anlara yolculuk yapıyor

Ve tüm bu anlarda, anda kalmaya çalışıyor

Sonra bi an yüzündeki gülümsemenin kaybolduğunu fark ediyor,

Yorgunluktanmıydı bu kayboluş yoksa sahtelikten mi…

Tutuklanır mıydı acaba çünkü annesi bi kere ona:”sahtekar olma yoksa polis abiler seni tutuklar” demişti.

“Ya sabah bileklerimde kelepçeyle uyanırsam”düşüncesi ona ait olmayan ifadelerin dışa vurumuydu.

Bu dışa vuruş korkuyu ifade ediyordu,

Bi çok antidepresan gülümsemelerini

Ve tamamlayamadığı düşünceleri.

Düşünceler onu daha bilge yapmıyordu

Sadece savruluşunu yumuşatıyor ona bazen duymak istediğini,

Bazen de kulağına hiç ruha dokunmayan mantıksal boyuttan bir şeyler fısıldıyordu.

Belki de kaçmayı durdurmalıydı;

Kendiyle kalmalı,var olmalı,ruhunu duymalı,

Ne olursa olsun suçlu hissetirmemeli, Korkutmamalı.

Kelepçeleri çıkartmalı bileklerinden ve en içten gülene kadar çevredeki kötü dayatmalara sağar kendini dinlemeye hevesli kalmalı🤍

Şaşkın

Bu sefer de pişmanlığı çekingen davranıyordu.
İçinde hiç kuşku olmadan öylece çekiniyordu işte
Ama bu tutumu onu farklı biri yapmıyordu,
Kendiyle sakinleşiyor en çok da susuyordu.
Negatif düşüncelerini sever olmuştu,neydi peki bu belirisiz çekingenlik… Samimi gelmiyor muydu acaba tesellileri hislerine;

Aniden diline yansıyan o cümle:”Hayır bu sadece bi şaşkınlık”

Olamazdı! En çok şu an iyileştirmeye ihtiyacı vardı kendini ve bunu düşüncesel değil de artık bedenen sağlamalıydı.

Sonuçta ne anlamı var o adımı atmadıkça beynin oyunlarının…

İster negatif ister pozitif bu hislerle yürümeye,ısınmaya başladı da çoktan ama duraksadığı yerlerde şaşıyordu. Sadece şaşma eylemi bile farkındalık kazandırabiliridi ona,çünkü o gücünü kendinden alan her duygusuyla kucaklaşmış bir bedende idi.

Emin Olamazsın

Sahip olduğumuz bizi,bazen heycanlı kendimize bazen de suskun başkasına çeviren bu ruha baş kaldırı sesleniyordu;

Lütfen diyordu çoğu zaman,lütfen bırak da keşfedeyim rengi,

Keşfedeyim nabzımı,hep sıradanlığa attı tüm çabasına rağmen,

Keşfedeyim uçmayı,hep kanatları takıldı bahanelere,

En çok da keşfedeyim keşif diye arayıp durduğum mevzuları,

Ben ve benim ruhum keşfetmeye çok heycanlı

Fakat

Emin olabilir miyiz?

Dünyaya hizmet eden,

Sıradanlığa boyun eğen ağır yüklerin yorgunluğu bulursa beni,

Kaçmadan durabilir miyim karşısında,

Ellerim titremez mi hiç,

Karmakarışık o halimle hayallerimin hangi biri etkisi altına alırdı ki beni..

Boyuttan boyuta doğru taşırdım bu ruhu da

O ilk keşif hevesimle kalırmıydım bu panikle.

Emin olamıyorsun işte…

Bu hayatta emin olamadıklarımıza tutunuyor,

Kesinlik vaad etmediği her an da suçlamalara başvuruyoruz.

Keşfetme arzusuyla yanıp tutuşmamızdan belkide…

Böyle olunca suçlayamıyorda insan kendini,o en çocuk halini.

Hayır yinede ne hakkı vardı renklerin altında yatan; bize sürekli olması gerekeni en suçlu yanımızı haykıran, eleştiren,gülen,çoğu zaman karanlık tarafa çalışan aklıyla ruhumuzu sıkıştıran, tanıdık ses tonuyla korkutan boğuculuğun hayatımıza bu kadar dahil olmaya!!!!

Kendine has mekanizmasına kaptırıyor çığlığını ve bu keşif haraketleriyle karanlık taraflarının savaşını dizginleyebileceğine inandırıyordu hiçliğini

Hiçlik…

Hiçlik denmeliydi tümüne çünkü EMİN OLAMAZSIN ne yarım kalmış keşiflerden ne de sürekli susuturmaya çalıştığın karanlığından…

HE VES

Değişim hevesi dedikleri duygudan duyguya geçişin en tehlikeli buhranı kapladığında ruhunu ,sesine vurması zor bu çığlığın nedenini arıyordu.

O genelde onu mahveten düz yollardan şikayetçiydi,sırrı kabuğunda olan.

Biriktirdiği işaretlerle çözmeye çalışır ruhun anlatmak istediğini, ufacık değişimlere kanar, heveslenir ve evet der; bak parçalar tamamlandı

Oysa bilmiyor ki değişim hevesi kaplar da ruhu iç heves zamanla işlenir ruha…

Ya tamamlandığını sandığımız parçaları biz yaratırsak,

Meydan mı okumuş oluruz evrene!

Bence evrenin bizden istediği de bu sıyrılıp kabullenmelerden ve adına değişim hevesi dedigimiz iki kelimeye sığmayacak kavramdan,

Yaşamda izlediğimiz yola odaklanıp ne kadarında aktif rol aldık ki,hangi an içimize dönebildik üstünü örtmeden…

Düşünüp daha nicesini,

KENDİMİZ OLALIM VE İÇ HEVESİMİZLE VAR OLALIM

BEN VARIM…

İÇ SES II

ONUN Kİ İÇ SESİNE SAHİP ÇIKMAK BAZEN ONU TEST EDİP GÖRMEK MESELA MUHTAÇLIĞINI,
EVET.. NE YAZIK Kİ HAYYATTA İSYAN ETTİĞİMİZ NOKTALARLA VAR OLUYORUZ.
SONRASI KENİNİ ÇIKARILAN HAYAT DERSLERİNE BIRAKIYOR
VE BİZ SESİMİZİN ZORUNLULUĞUNU GÖREMEZKEN UNUTUYORUZ ANI,VARLIĞI

EN ÇOKTA KENDİMİZİ DİNLEMENİN DİĞER İNSANLARI ANLAMAKLA BAĞLANTILI OLDUĞUNU…
DİNLEMEK HER ŞEYDİR;
KENDİNE KULAK VER VE SAKİNLİĞİNE ACIMA,ÜZÜNTÜNÜ SUÇLAMA,
ÇOŞKUNU BASTIRMA SAKIN!DUYGULARINA SAHİP ÇIK EN ÇOK VE HEP SEN DİNLE KENDİNİ!!
TEK BAŞIMA SİNAMAYA GİTTİĞİMDE DİNLEMEYE FIRSATIM OLMUŞTU BENİM,
GÜLÜŞMÜŞTÜK O AN EN ÇOK BEN OLAN HALİMLE.
BİRAZ FİLM HAKKINDA KONUŞUCAK OLDUK MU HEMEN KONUYU DEĞİŞTİRİR İKİ TOKATLA İNSANLARIN BANA BAKTIĞINI SÖYLER UYARIRDI BENİ
SAHİ ŞUANKİ AKLIMLA ASLA DİNLEMEZ ONA SAHİP ÇIKMAM GEREKTİĞİNDEN BAHSEDERDİM VE DAHA NİCE MEVZULARDAN.. AMA ELİMDE MISIRIM FİLMDEN ÇOK İNSANLARIN DÜŞÜNCELERİNDE KAYBOLMUŞTUM.
SOSYAL BASKININ İÇİMİZDEKİ YARATTIĞI KORKUDAN ÇOK KENDİ YARATTIĞIMIZ ACIMSIZ İÇ SESİN KORKUSUNA KULAK VERMELİ SAHİP ÇIKMALIYIZ..
SONRASI HAFİFLEMİŞ BİR RUH ÖZGÜR Bİ BEDEN…

EN

                       İşte o an..

Çevrem emeklemeden koşanlarla dolu iken sıyrıldım sonunda,
Çokta ayak uydurmazdım hep çırpınırdım aslında ama,
Artık sesli düşünüyor olabilmek,
Bağırmak mesela umuda,
Kaybolmak azimle,
Yeniden doğuşun sinyalleri hissedilir miydi bu kadar,çok bahsederlerdi hislerini köreltmiş ama süslü ruhlar olamıcağını ilerlemiyeceğini bedeninin en çokta benliğin
Şimdi en lerinden fırsat bulabilirlerse umutla ilgili bahsedeceklerim var onlara,
Aslında her şey sevgiyle ilgili,
Her hangi bir şeyin en iyisi en kötüsü en değerlisi bizim normlarımızla şekillenir.
Biz sevdiğimiz işlerle var olmaya adarsak kendimizi,
EN lere değil ama kendimize ulaşırız..
Ben hala tırmanıyorum ve bi parça umut arayan aşağadikilere değil de zirvedekilere sesleniyorum:
EN lerde olmak mı UMUTLA VAR OLMAK mı?

İÇ SES I

Neydi bizle alıp veremediği,

Sırrı bu kadar açık olup saklamaya doyamadığı.

Bu seslenişim o her şeyin çok yolunda gitmesini bekleyen iç seslere;

Ya sesinin büyüsünü kullan ya da adımlarımızın karışmasını kollama mesela 

Ya yükselt bizi ya da dipteyken bakma öyle.

Bize sen lazımsın yalnız sen sadece sen,

Biz insanoğlu zaten buluyoruz olduğumuz kişiyi,

Bu arayışta ayak bağı olanlarla aynı kefeye konacak isen ne kalır benden…

Dur ve dinle beni sana anlatmaya çalıştığım mevzular var!

DURGUN

Tarifsiz sanırdı yaşanan hisleri,

Çıktığını unutarak geçmişin sorgusundan.
Geçmiş ki en kötü günahların savunucusu,
KAHRAMANLIKLARIN neşeli azmi,
Gururun beklenmedik tavrı.
Sahi evinde oturuyorken bu kadar hissedebilir miydi bu duyguları?
Emin olduğu tek şey durgunluğu diğer duyguların tercümesi oluyor,
Bir şekilde hissedebiliyordu kararmış ama özünde berrak ruhları.
O başı sürekli ğöğe bakan kanadının kırık olduğunu düşünen bir kuş idi.
Keşfetme zamanı diyor ve ilham arıyordu kendine.
Hatası da buydu işte gerçekten ilhamı beklemeli miydi?
Yoksa tanık olduğu duygular yeter miydi uçmaya?